Anasayfa

Mesele Okumak...

7 ay önce
Şadiye Tek

Kaynak:https://medium.com/turkce/%C3%B6%C4%9F%C3%BCtlerin-en-acizi-en-%C5%9Fekilsizi-oku-970c10028a5d#.ayo2o7z81

Öğütlerin en acizi, en şekilsizi: Oku!

Talha Ocakçı

-Oku!

-Ben okuma bilmem ki!

-Oku!

-Ben okuma bilmem ki!

-Oku! Yaradan Rabbinin adıyla oku!

Eğer Cebrail, muhabbeti burada kestirip atsaydı konu hiçbir yere gitmeyecekti takdir edersiniz ki… Bizimki de o hesap, hepimiz, birilerine “oku!”, “kitap oku!” diyoruz fakat devamını getirmiyoruz.

Nedir bu “kitap” kurban olayım? Sanki ortada bir cisim var, onu açınca dünyamız değişecek, aydınlanacağız, müthiş olacak. Kitaba Matrix’teki yetenek yükleme zımbırtıları muamelesi yapıyoruz resmen. Neden?

Sebep basit. Kendimiz de adam gibi bir şey okumuyoruz ki… O yüzden neyi okumamız gerektiğini, neden okumamız gerektiğini, en önemlisi de nasıl okumamız gerektiğini bilmiyoruz. Okumadığını söyleyenleri hor görmekten de geri kalmıyoruz bu arada.

idefix’ten 300 liralık alışveriş yaptım demekle olmuyor o iş.

Birine oku diye tavsiye vermek ve devamını getirmemek, gördüğüm en ahmakça hareket olabilir. Doğru okumaya hazır olmayan kişiye salt “oku” diye öğüt vermeye kalkarsanız büyük ihtimalle “ben okuma bilmem ki” diyecektir. Tabi bunu daha farklı cümleler ile ifade edecektir: Zamanım yok ki… Kitap okumak asosyal işi… Okunacak çok şey var, hangi birini okuyayım… O Ses Türkiye başlıyor… Dizisi çıksın bakarız.

Özet çıkarmak — Gerçek bir saçmalık

Kitap okuma olayı bize biraz yanlış anlatıldı. Misal, öğretim hayatımız boyunca kitap okutulduktan sonra özet çıkarmamız, olayları adım adım anlatmamız istendi. Bizim dizi bağımlılığımız da büyük ihtimalle burada başladı. Kitabın, bir film senaryosu kıvamında olmasını istiyoruz. Yoksa durağan, sıkıcı, “halka inmemiş” gibi etiketlerle yaftalıyoruz. Olaylar hakkında kafa patlatıyor ama perde arkasını algılamaya çalışmıyoruz.

Albert Camus’nun “Yabancı”sının özetini şöyle çıkarmış mesela adam:

1- Adamın annesi ölür. Annesinin ölümünü umursamaz. Cenazesine gittiğinde onu ayıplarlar.

2- Yanlışlıkla bir Arap’ı vurur Cezayir’de. Adamı yargılar ve idam ederler.

Yorumum: Bence çok sıkıcı bir kitaptı. Olaylar çok yavaş ilerliyor.

Koskoca yabancılaşma hissini olaylar silsilesine indirgediğimiz zaman tabi ki de olaylar yavaş ilerler be kardeşim. Demek ki “dava”yı okusan bileklerini keseceksin.

Ha bir de, adam idam edilmiş dedim. Spoilerın kralını verdim. Rahatsız oldunuz değil mi? Hiç üzülmüyorum. Eğer bunu bilmek okuma keyfinizi kaçıracaksa zaten gerçekten okumuyorsunuz, bir panikle 110. sayfaya ulaşmaya çalışıyorsunuz demektir.

Bir an evvel olay görme, sonuca ulaşma beklentisi bizim sosyal ve siyasal kararlarımızı da etkiliyor. Bir an evvel bir fikir edinmeye çalışıyoruz, yalan yanlış edindiğimiz fikri biran evvel hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu, kodlarımıza yazılıyor. Böyle yetiştirildik.

Bu yüzden yüksek sesle “noktayı koyanlar”ı, “posta koyanlar”ı seviyoruz, slogan sözleri seviyoruz. Çünkü slogan sözler de, benimsenmeye hazır fikirlerdir.

Kilit sorular

Bir kitabı başkasına önerdiyseniz, bitirdiğinde, kişiye öyle bir soru sormalısınız ki, okuyan “ben bu kitabı boşuna okumuşum” diyebilsin ya da öyle bir cevap versin ki “evet, bu kitabın olayı buydu, artık ne vakit bu kitabın ismini duysam aklıma bu cevap gelecek” desin… Eğer böyle bir soru soramıyorsanız ya o kitap işe yaramaz bir kitaptır, ya siz hiçbir şey anlamamışsınızdır ya da önerdiğiniz kişi henüz bu kitabı anlamaya hazır değildir.

Zaten okumamamızın en büyük nedeni, henüz hazır olmayan kafalara bazı kitapları dayatmak…

Kitabın ismi ve önyargılar…

Umberto Eco, tuhaf tarikatların üstünlük kurma maceralarını anlattığı kitabına “Gülün Adı” adını vermişti. Kitapta ne gülden bahsediliyordu, ne de bir gülün adından… Gül ne bir göndermeydi, ne de bir sembol… Diyordu ki, “kitaba verdiğim isim, okuyucuyu yönlendirecektir, ben, konunun içinde kitabın ismine ulaşmaya çalışmasını istemiyorum okuyucunun; kitabın adı, kitapla ilgili en önemsiz detaydır. Her ne kadar, isim, kitabın en can alıcı noktasıymış gibi öğretilmiş olsa da”…

Sıkıntı şu: Derinlemesine bilgi sahibi olmadığı konularda, birkaç kilit kelime üzerinden çıkarımlar yapmaya meyilli olan insan, kitabın isminden de varsayımlara gidip önyargılar oluşturabiliyor, daha da kötüsü isminden yola çıkarak zaman içinde o kitabın ne anlattığını tahmin etmeye ve hatta okuduğunu sanmaya kadar gidebiliyor.

Kürk Mantolu Madonna faciası

Kürk Mantolu Madonna faciasından sonra bunu açık açık gördük. İnsanlar alenen dalga geçti bu potu kıran kişiyle.

İnsanlar, aynı durumda olsalar bile, işin içinden sıyrılmak için linçe destek olurlar. Lincin ne kadar büyüdüğü ortadaydı. Bu, ne kadar çok kişinin aynı durumda olduğunun en bariz ispatıydı.

Kitabı okumak demek son sayfasına gelmek demek değil

Kitap, ya sizi olduğunuzdan farklı bir noktaya getirmeli, ya değişimi tetiklemeli, ya bir şeyleri sorgulatmalı, ya da hakkında konuştuğunuzda konusundan bağımsız bir şeyleri tartıştırabilmeli.

Kürk Mantolu Madonna’nın derinliği, sorulabilecek bir çok kilit soru olmasıyla kendini gösteriyordu bence.

1- Neden kadınlar kendilerini Maria Puder ile özdeşleştiriyor?

Çünkü Maria Puder, erkek etkisiyle bozulmaya çalışılan feministliğin gerçek tanımının vücut bulmuş hali…

Feminizm, erkeklerden nefret etmek, erkeklerle ilişki kurmaktan çekinmek demek değil. Feminizm, erkeğin, kadını güçsüzleştirerek hakimiyeti altına almaya çalışmasına karşı çıkmaktır.

Maria Puder, feminizmi gerçek manasında yaşayan, kadını güçsüzleştirerek güçlü görünmeye çalışan bir erkekle değil; kadını güçlendirmekten korkmayacak gerçek bir erkek ile aşk yaşamak isteyen, bunun olmayacağını bilerek aşkını içine gömen bir kadın. En vurucu cümlesi şu:

“Benden bir şey istemeden, bana hakim olmadan, beni tezlil etmeden beni sevecek ve yanımda yürüyecek bir erkek; yani hakikaten kuvvetli ve tam bir erkek”…

2- Bu kitap hakkında, ergenliğini atlatmış bir erkeğe sorulabilecek kilit soru şu: Kendini Raif Bey gibi hissettiğin oldu mu? Sence yaptıkları doğru muydu?

İşte soru bu.

Her erkeğin erkek olma sürecinde kadınlarla ilişkide olduğu belli başlı evreleri var. Birincisi annesinin oğlu olduğu dönem, ikincisi bir kadının yanında erkek olduğu dönem, üçüncüsü toplumda gerçek bir erkek olduğu dönem. Erkek olmaktan kastımız ortalığı ateşe vermek, ülke fethetmek, iç savaş çıkarmak, başkan olmak falan değil yani.

Erkek olmak, sahip olduğu fiziksel gücü, ataerkil toplumdaki rolünü, güçsüze yardım etmek için kullanma yetisini kazanmak demek…

Neyse, Raif Bey, ana kuzusu olmaktan “koca” olma aşamasına geçerken çoğumuzun yaşadığı sıkıntıları yaşıyor. Güçlü kadından korkma hatta ondan nefret etme aşamasını yaşıyor. Her kadının erkeklere, annesinin babasına baş eğdiği gibi baş eğmesini, yüksek sesle gülmemesini, toplum içinde dolaşmamasını, kadınlığından utanmasını bekliyor. (Tanıdık gelmiştir)

Ne zaman güçlü kadının rüzgarına kaptırsa kendini; güçlü kadının hafif meşrep (yumuşatmayayım, fahişe) olması gerektiğini düşünmeye başlıyor. Rüzgardan kaçıyor. Maria Puder’den… Büyüyemiyor. Genetik kodlarından kaçamıyor.

Kilit sorular, kilit cevaplar kişiden kişiye değişebilir. Değişmeli de… Ne kadar çeşitlilik varsa o kadar kaliteli bir kitap okumuşuz demektir.

Doğu ve batı arasında kalmışlık (Sıçayım tahlilinize afedersiniz.)

Çok net söylüyorum, bir kitabı tahlil ederken “Türk Halkının doğu ile batı arasında kalmışlığını anlatıyor” diyen herkesi Allah bildiği gibi etsin. “Abi ben bu kitaptan bir bok anlamadım ama şimdi okuduğumu da iddia ediyorum, afili bir cümle edeyim de nevrin dönsün” demenin bir diğer yolu bu.

Lise edebiyat derslerinin okuma bölümlerinin bu kıytırık, şekilsiz, biricik cümlesi, aydın diyip takip ettiğimiz adamların da dilinde.

Türkçe yazılmış en muhteşem roman olan Huzur için bile bu kadar sığ, bu kadar gelişigüzel bir yorum yapılıyor ya çok canım acıyor.

Kitap okumak, bir kitabın son sayfasına hızlıca gelmek değil. Doğru okumak, işe yarar okumak çok önemli.

Yorum Yazın

Kitapi üyesi iseniz lütfen giriş yaparak yorum bırakın. Giriş Yap
 

Yorum yazabilmek için giriş yapmış olmalısınız.


Henüz hiç yorum yok :(

Teşekkür Yazısı
(8 ay önce)
Yeni Kitaplarımız
(7 ay önce)